• Home
  • |
  • EU Bulletin

İMEAK DTO Nisan 2026 AB Bülteni

Sayın Üyemiz,

Avrupa'da denizcilik sektöründe enerji verimliliği uygulamaları, deniz çevresinin korunması, dijital dönüşüm, denizcilikte teknolojik uygulamalar ve araştırma alanında meydana gelen güncel gelişmelere ilişkin çeşitli kaynaklardan derlenen haberler bilgilendirme amacıyla aşağıda sunulmaktadır.

1. Avrupa Komisyonu - Endüstriyel Denizcilik ve Limancılık Stratejisi Yayınlandı

Avrupa Komisyonu tarafından 4 Mart 2026 tarihinde açıklanan AB Endüstriyel Denizcilik Stratejisi ve AB Limanlar Stratejisi, Avrupa’nın denizcilik sektörünü daha rekabetçi, sürdürülebilir ve güvenli hale getirmeyi hedefleyen kapsamlı bir politika çerçevesi sunuyor. Avrupa’nın dünyanın en büyük kolektif deniz alanlarından birine sahip olması ve gemi inşa teknolojilerinde güçlü bir konumda bulunması, denizcilik sektörünün Birliğin ekonomik güvenliği ve stratejik özerkliği açısından kritik bir rol oynamasına neden oluyor. Açıklanan yeni stratejiler, gemi inşa sanayisinden liman altyapısına kadar uzanan geniş bir ekosistemi kapsayan dönüşüm hedeflerini ortaya koyuyor.

AB Endüstriyel Denizcilik Stratejisi, Avrupa’nın gemi inşa ve deniz taşımacılığı alanındaki liderliğini güçlendirmek amacıyla üç temel sütun üzerine inşa ediliyor. İlk olarak, Avrupa’nın denizcilik üretim kapasitesinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Bu kapsamda Avrupa genelinde bir Endüstriyel Denizcilik Değer Zinciri İttifakı kurulması ve tersanelerin dijital ile döngüsel dönüşümünün desteklenmesi planlanıyor. Avrupa Birliği hâlihazırda yüksek teknoloji gemi üretiminde önemli bir lider konumda bulunuyor; küresel kruvaziyer gemisi üretiminin yaklaşık %97’si, buzkıran gemilerin ise %67’si Avrupa tersanelerinde inşa ediliyor. Bu alandaki AB liderliğinin korunması için araştırma ve inovasyon faaliyetleri de desteklenirken, Horizon Europe programı kapsamında geliştirilecek “Geleceğin Tersaneleri” projeleriyle yeni teknolojilerin gerçek üretim ortamlarında test edilmesi hedefleniyor.

Stratejinin ikinci ayağı, deniz taşımacılığının rekabet gücünü ve sürdürülebilirliğini artırmak üzerine odaklanıyor. Avrupa ekonomisi büyük ölçüde deniz ticaretine dayanıyor; AB’ye yapılan ithalatın yaklaşık %76’sı deniz yoluyla taşınarak deniz yolu ticaretinin toplam değeri 1,3 trilyon Avro’ya yaklaşıyor. Avrupa sahipli ticari deniz filosu küresel tonajın yaklaşık %34’ünü oluştururken Avrupa’nın konteyner taşımacılığında payı %50; yolcu taşımacılığında %38; ro-ro taşımacılığında %34; tanker taşımacılığında ise %32 seviyesinde bulunuyor. Bu kapsamda AB, Avrupa bayraklı gemilerin teşvik edilmesi, idari süreçlerin sadeleştirilmesi ve sektörün karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik politikaların güçlendirilmesini planlıyor.

Stratejinin üçüncü ayağı ise denizcilik sektörünün savunma ve çift kullanımlı kapasitesinin artırılması olarak öne çıkıyor. Avrupa’nın denizcilik sanayisi yalnızca ticari faaliyetler açısından değil, aynı zamanda güvenlik ve savunma açısından da stratejik bir rol oynuyor. Bu nedenle sivil ve askeri amaçlarla kullanılabilecek gemi üretiminin desteklenmesi, çift kullanımlı feribot projelerinin teşvik edilmesi ve Avrupa genelinde deniz alanı farkındalığının artırılması hedefleniyor. Bu yaklaşım, denizcilik sektörünün ekonomik olduğu kadar jeopolitik önemini de vurguluyor.

Söz konusu dönüşüm sürecinin önemli bir diğer ayağını ise AB Limanlar Stratejisi oluşturuyor. Avrupa limanları Birliğin dış ticaretinin yaklaşık %74’ünü yönetirken her yıl 3,4 milyar ton yük ve yaklaşık 395 milyon yolcuya hizmet veriyor. Bu nedenle strateji, limanların yalnızca ticaret merkezleri olarak değil, aynı zamanda enerji, inovasyon ve lojistik merkezleri olarak gelişmesini hedefliyor. Limanların dijitalleşmesi, diğer ulaşım ağlarıyla entegrasyonunun güçlendirilmesi ve temiz enerjiye geçişin hızlandırılması bu kapsamda öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.

Ayrıca limanların güvenliği de stratejinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Limanların uluslararası ticaretin en kritik giriş ve çıkış noktaları olmasıyla organize suç, uyuşturucu kaçakçılığı ve siber saldırılar gibi risklere karşı daha güçlü güvenlik mekanizmalarının geliştirilmesi planlanıyor. Liman çalışanları için güvenlik geçmişi kontrolleri, üçüncü ülke limanlarına yönelik risk değerlendirmeleri ve siber güvenlik alanında üye ülkeler arasında bilgi paylaşımını artıracak yeni platformların oluşturulması bu kapsamda öngörülen adımlar arasında yer alıyor.

Bu çerçevede, stratejilerin etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak üzere Avrupa Komisyonu, sorumlu Komisyon Üyesi ve İcra Kurulu Başkan Yardımcıları başkanlığında üst düzey bir Denizcilik Endüstrileri ve Limanlar Kurulu kurulmasını hedefliyor.

Genel olarak değerlendirildiğinde, Avrupa Komisyonu tarafından açıklanan iki strateji Avrupa’nın denizcilik sektörünü inovasyon, sürdürülebilirlik ve güvenlik ekseninde yeniden şekillendirmeyi amaçlayan kapsamlı bir dönüşüm planını temsil ediyor. Gemi inşa sanayisinden liman altyapısına kadar uzanan bu geniş kapsamlı yaklaşım, Avrupa’nın küresel denizcilik rekabetindeki liderliğini uzun vadede koruma hedefini ortaya koyuyor. (Kaynak: Avrupa Komisyonu Basın Bülteni)

2. Çin Nükleer Tahrik Planlarını İlerletiyor

Çin’de bir tersanenin sivil nükleer güvenlik ekipmanlarının üretimi ve kurulumu için gerekli düzenleyici lisansı alması, ülkenin denizcilikte nükleer tahrik teknolojilerine yönelik çalışmalarını hızlandırdığına işaret etmektedir. Yetkili nükleer düzenleyici kurum tarafından verilen ve belirli bir süre için geçerli olan bu lisans, denizcilik sektöründe kullanılabilecek bazı kritik nükleer güvenlik ekipmanlarının üretimi ve montajının yapılabilmesine imkân sağlamaktadır. Söz konusu yetkilendirme kapsamında özellikle reaktör muhafaza sistemleri ve kontrol çubuğu tahrik mekanizmaları gibi nükleer reaktör güvenliği açısından kritik bileşenlerin üretimi ve entegrasyonuna yönelik faaliyetlerin yürütülmesi mümkün hale gelmektedir. Bu gelişme, nükleer enerji teknolojilerinin denizcilik platformlarına uygulanmasına yönelik mühendislik altyapısının oluşturulması bakımından önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir.

Verilen lisansın doğrudan belirli bir gemi projesine işaret ettiği açıklanmamış olmakla birlikte, son yıllarda Çin’de nükleer tahrik sistemlerinin denizcilik platformlarında kullanılmasına yönelik araştırma ve konsept çalışmalarının arttığı bilinmektedir. Bu kapsamda nükleer reaktör modüllerinin üretimine yönelik çeşitli teknik hazırlıkların yürütüldüğü, özellikle reaktör muhafaza kabı gibi yüksek güvenlik standartlarına sahip ekipmanların üretimi için gerekli sanayi altyapısının oluşturulmaya çalışıldığı ifade edilmektedir. Bu tür hazırlıklar, gelecekte nükleer enerji tabanlı deniz platformlarının geliştirilmesine yönelik daha ileri aşamalara geçilebileceğinin göstergesi olarak görülmektedir.

Denizcilik alanında geliştirilen konsept çalışmalar arasında nükleer tahrik sistemine sahip yeni nesil büyük ölçekli ticari gemi tasarımları da yer almaktadır. Bu tür gemilerde kompakt deniz reaktörlerinin hem ana tahrik sistemi hem de gemi içi elektrik üretimi için kullanılabileceği değerlendirilmektedir. Nükleer tahrik teknolojisi, özellikle çok uzun mesafeli sefer yapan büyük tonajlı gemiler için yakıt ikmali ihtiyacını önemli ölçüde azaltma potansiyeline sahip olup operasyon sırasında karbon emisyonlarını minimum seviyeye indirebilmesi nedeniyle denizcilikte karbonsuzlaşma hedefleri bağlamında dikkat çeken alternatif tahrik seçeneklerinden biri olarak görülmektedir. Bununla birlikte, ticari gemilerde nükleer enerji kullanımının güvenlik, düzenleyici çerçeve, sigorta ve finansman gibi birçok teknik ve hukuki konunun netleştirilmesini gerektirdiği de belirtilmektedir.

Öte yandan nükleer tahrik teknolojisinin yalnızca ticari gemilerde değil, aynı zamanda buz kıran gemiler gibi özel görev platformlarında da değerlendirilmesi planlanmaktadır. Bu tür gemilerde nükleer enerji kullanımı, uzun süre yakıt ikmali yapılmadan operasyon sürdürülebilmesi ve zorlu kutup koşullarında kesintisiz faaliyet yürütülebilmesi açısından önemli avantajlar sağlamaktadır. Özellikle Arktik bölgesinde artan ticari faaliyetler ve yeni deniz rotalarının gelişimi dikkate alındığında, nükleer tahrikli buz kıran gemilerin stratejik önemi giderek artmaktadır. Bu nedenle nükleer tahrik teknolojisinin denizcilik alanındaki potansiyel uygulamaları hem enerji dönüşümü hem de jeopolitik deniz taşımacılığı perspektifinde yakından takip edilmektedir.

Genel olarak değerlendirildiğinde, nükleer güvenlik ekipmanlarının üretimi ve kurulumu için verilen bu lisansın, Çin’in denizcilik sektöründe nükleer tahrik teknolojilerine yönelik uzun vadeli stratejik çalışmalarının önemli bir parçasını oluşturduğu ifade edilmektedir. Küresel denizcilik sektöründe karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik baskının artması, alternatif enerji ve tahrik sistemlerine yönelik araştırmaları hızlandırırken nükleer enerji de bu tartışmaların önemli başlıklarından biri haline gelmektedir. Bununla birlikte, ticari gemilerde nükleer tahrik sistemlerinin yaygınlaşabilmesi için uluslararası güvenlik standartlarının geliştirilmesi, klas kurallarının oluşturulması ve uluslararası düzenleyici çerçevenin netleşmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu nedenle nükleer denizcilik teknolojilerinin kısa vadede yaygın bir ticari uygulamaya dönüşmesi beklenmemekle birlikte, mevcut gelişmeler sektörün geleceğine ilişkin önemli bir teknoloji yönelimine işaret etmektedir. (Kaynak: Lloyd's List Web Sitesi)

3. Amonyak Yakıtlı Gemi Motorları İçin Egzoz Gazı Arıtma Testlerinde Amonyak Kaçağı Önemli Ölçüde Azaltıldı

Korean Register (KR), megawatt ölçekli amonyak yakıtlı motorlar için geliştirilen bir egzoz gazı arıtma sisteminin karada yapılan testlerinin sonuçlarını bildirdi.

Amonyak yakıtlı deniz motorları için geliştirilen egzoz gazı son arıtma (after-treatment) sistemine yönelik kara konuşlu testlerin sonuçlarına göre, zararlı emisyonların önemli ölçüde azaltıldığı bildirildi. Testler kapsamında geliştirilen sistemin azot oksit (NOx) emisyonlarını %95, amonyak (NH³) emisyonlarını ise %99,7 oranında düşürdüğü doğrulandı. Ayrıca egzoz gazında oluşan amonyak kaçağı (ammonia slip) seviyesinin başlangıçta ölçülen yaklaşık 10.000 ppm seviyesinden 30 ppm seviyesine kadar indirildiği kaydedildi.

Geliştirilen egzoz gazı son arıtma sistemi, megavat ölçekli amonyak yakıtlı deniz motorları için tasarlanmış olup, sınıflandırma kuruluşu tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında birden fazla endüstri ortağının iş birliği ile geliştirilmiştir. Prototip sistem, Green Ship Test & Certification Center bünyesinde gerçekleştirilen uzun süreli operasyonel testlere tabi tutulmuş ve sistemin hem dayanıklılığı hem de emisyon azaltım performansı doğrulanmıştır.

Geliştirilen sistemin dikkat çeken teknik özelliği, mikrodalga tabanlı katalizör ısıtma yöntemi kullanmasıdır. Katalitik egzoz arıtma sistemlerinde kirleticilerin daha az zararlı bileşiklere dönüştürülebilmesi için katalizörlerin belirli bir sıcaklık aralığında çalışması gerekmektedir. Mikrodalga destekli ısıtma yöntemi sayesinde katalizörün hızlı şekilde aktive edilmesi sağlanmakta ve farklı motor yük koşullarında istikrarlı emisyon azaltımı mümkün hale gelmektedir.

Amonyak yakıtı, yanma sürecinde karbondioksit (CO²) ve sülfür oksit (SOx) üretmemesi nedeniyle denizcilikte potansiyel bir karbonsuz yakıt (carbon-free marine fuel) alternatifi olarak değerlendirilmektedir. Bununla birlikte, amonyak yakıtlı motorların egzoz gazı içerisinde azot oksitler (NOx), diazot monoksit (N²O) ve yanmamış amonyak bulunabilmektedir. Özellikle N²O, 100 yıllık zaman diliminde CO²’ye kıyasla yaklaşık 273-298 kat daha yüksek küresel ısınma potansiyeline sahip güçlü bir sera gazı olarak kabul edilmektedir.

Uzmanlara göre, amonyak yakıtlı gemilerin ticari ölçekte kullanımının yaygınlaşabilmesi için yakıt teknolojisinin yanı sıra egzoz gazı son arıtma teknolojilerinin geliştirilmesi de kritik önem taşımaktadır. Bu kapsamda geliştirilen sistemin farklı dual-fuel deniz motorlarında uygulanması ve denizcilik sektörünün karbonsuzlaşma (maritime decarbonisation) sürecine katkı sağlaması hedeflenmektedir.

Öte yandan, 2026 yılı itibarıyla bazı armatörlerin ticari operasyonlarda amonyak yakıtlı veya amonyak-dual-fuel tahrik sistemlerine sahip gemileri devreye alarak bu yakıtın operasyonel performansını test etmeye başlaması beklenmektedir. Bunun yanında, amonyak yakıtlı gemilerden kaynaklanabilecek sıvı deşarjlar ve emniyet yönetimine ilişkin uluslararası güvenlik ve çevre standartlarının geliştirilmesine yönelik çalışmalar da devam etmektedir. (Kaynak: Maritime Carbon Intelligence Web Sitesi)

4. BIMCO ve Norveç Gemi Brokerleri Birliği, SALEFORM 2025 Sözleşmesini Kabul Etti

Gemi alım-satım işlemlerinde dünya genelinde yaygın olarak kullanılan standart sözleşme metinlerinden biri olan SALEFORM 2012, uzun yıllardır gemi satış ve satın alma işlemlerinde uluslararası bir Memorandum of Agreement (MoA) formatı olarak kullanılmaktadır. Ancak sektördeki uygulamaların değişmesi ve düzenleyici gerekliliklerin artması nedeniyle söz konusu sözleşmenin güncellenmesine ihtiyaç duyulmuştur.

Bu kapsamda Norveç Gemi Brokerleri Birliği (Norwegian Shipbrokers’ Association – NSA) tarafından başlatılan revizyon çalışmaları sonucunda, BIMCO ile NSA ortak bir alt komite oluşturmuş ve yapılan çalışmaların ardından BIMCO Dokümantasyon Komitesi (Documentary Committee) tarafından güncellenmiş metin SALEFORM 2025 adıyla kabul edilmiştir.

Yeni sözleşme metni, önceki versiyonun temel yapısını büyük ölçüde korumakla birlikte, gemi alım-satım işlemlerini etkileyen düzenleyici, operasyonel ve finansal gelişmeleri dikkate alacak şekilde önemli güncellemeler içermektedir. Özellikle depozito ve ödeme mekanizmaları mevcut bankacılık uygulamalarını yansıtacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Bu kapsamda sözleşme; farklı ödeme gerçekleştirme seçenekleri, daha açık emanet hesap (escrow) hükümleri ve “müşterini tanı” (Know Your Customer – KYC) ile kara para aklamanın önlenmesi (Anti-Money Laundering – AML) süreçlerinden kaynaklanabilecek gecikmelere karşı koruyucu düzenlemeler içermektedir.

Revize edilen metin ayrıca, tarafların yükümlülüklerini daha açık şekilde tanımlayarak gemi inspeksiyonları, teslim prosedürleri, teslim anındaki bunker yakıtları ve yedek parçalar gibi konularda alıcı ve satıcı arasındaki sorumluluk dağılımını netleştirmektedir. Bunun yanında doküman değişimi ve geminin teslimata hazır olması ile ilgili hükümler geliştirilmiş; özellikle Notice of Readiness (NOR) prosedürleri güçlendirilmiş ve sözleşmenin feshi için daha açık termination window süreleri tanımlanarak olası uyuşmazlıkların azaltılması hedeflenmiştir.

Güncellenmiş sözleşme metni ayrıca uyum ve düzenleyici hükümler bakımından da önemli yenilikler içermektedir. Bu kapsamda rüşvet ve yolsuzlukla mücadele, yaptırımlar (sanctions), gizlilik hükümleri gibi alanlara ilişkin güncel uyum hükümleri sözleşmeye dâhil edilmiştir. Bunun yanı sıra sözleşme metni, gemi alım-satım işlemlerinin güncel çevresel düzenlemelerle uyumlu olmasını sağlamak amacıyla BIMCO FuelEU Maritime Klozu ve AB Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS) Klozu gibi hükümleri de içerecek şekilde güncellenmiştir. Bu düzenlemeler sayesinde sözleşmenin hem mevcut uyum standartlarına hem de denizcilik sektöründe hızla gelişen çevresel düzenlemelere uyumlu hale getirilmesi amaçlanmaktadır. SALEFORM 2025 sözleşme metni, BIMCO’nun çevrim içi sözleşme yönetim platformu olan SmartCon üzerinden erişime sunulmuştur. (Kaynak: BIMCO Web Sitesi)

5. Norveç Merkezli Deniz Taşımacılığı ve Enerji Sektörleri Arasında Düşük Karbonlu Lojistik İş Birliği

Norveç merkezli bir deniz taşımacılığı ve lojistik şirketi ile yine Norveç merkezli bir enerji şirketi arasında gerçekleştirilen yeni bir anlaşma kapsamında, deniz taşımacılığı faaliyetlerinde düşük karbonlu lojistik çözümlerinin yaygınlaştırılmasına yönelik önemli bir iş birliği hayata geçirilmiştir. Söz konusu anlaşma, özellikle küresel deniz taşımacılığından kaynaklanan sera gazı emisyonlarının azaltılmasına katkı sağlamayı amaçlamaktadır.

Anlaşma çerçevesinde Norveç’te faaliyet gösteren enerji sektöründeki şirketin küresel tedarik zincirinde kullanılan araç, ekipman ve proje yüklerinin deniz yoluyla taşınmasında daha düşük karbon ayak izine sahip taşımacılık çözümlerinin uygulanması planlanmaktadır. Bu kapsamda düşük emisyonlu yakıt seçenekleri ve sürdürülebilir lojistik uygulamaları kullanılarak deniz taşımacılığı operasyonlarının karbon yoğunluğunun azaltılması hedeflenmektedir.

Söz konusu uygulama, müşterilere taşımacılık faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarını azaltma imkânı sağlayan “yeşil taşımacılık” hizmetleri kapsamında değerlendirilmektedir. Bu çerçevede alternatif yakıt kullanımı, operasyonel verimliliği artırmaya yönelik uygulamalar ve karbon azaltımına yönelik sertifikalandırılmış çözümler gibi farklı yöntemlerin birlikte kullanılması öngörülmektedir.

Avrupa merkezli deniz taşımacılığı sektöründe geliştirilen sürdürülebilir lojistik çözümleri, özellikle otomotiv ve endüstriyel ekipman taşımacılığı gibi yüksek hacimli yük segmentlerinde karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik yeni seçenekler sunmaktadır. Bu doğrultuda düşük karbonlu yakıtların kullanımı, operasyonel optimizasyon ve enerji verimliliği uygulamalarıyla deniz taşımacılığının çevresel etkisinin azaltılması amaçlanmaktadır.

Norveç başta olmak üzere Avrupa’daki enerji ve sanayi şirketleri, enerji dönüşümü ve karbon azaltımı stratejileri doğrultusunda tedarik zincirlerinde yer alan lojistik operasyonlarını da düşük emisyonlu hale getirmeye yönelik çalışmalar yürütmektedir. Bu nedenle sürdürülebilir deniz taşımacılığı çözümleri sunabilen lojistik sağlayıcılarla uzun vadeli iş birliklerinin geliştirilmesi giderek daha fazla önem kazanmaktadır.

Bu gelişme, Avrupa merkezli şirketlerin küresel tedarik zincirlerinde karbon ayak izini azaltmaya yönelik yeni nesil taşımacılık modellerine yöneldiğini göstermektedir. Denizcilik sektöründe karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik stratejik iş birliklerinin artması, sürdürülebilir lojistik çözümlerinin uluslararası deniz taşımacılığı piyasasında giderek daha fazla talep gördüğüne işaret etmektedir. (Kaynak: TradeWinds Web Sitesi)

6. 375 MW Kapasiteli Açık Deniz Rüzgâr Enerjisi Projesi İçin Jeoteknik Araştırma Gemisi Sahada

Hollanda merkezli bir mühendislik şirketi, İrlanda’da planlanan 375 MW kapasiteli açık deniz rüzgâr enerjisi projesi kapsamında deniz tabanı koşullarının belirlenmesine yönelik jeoteknik saha araştırmalarına başlamıştır. İrlanda Denizi’nde, County Louth kıyılarının açıklarında yer alan proje sahasında yürütülen çalışmaların, kurulması planlanan açık deniz rüzgâr türbinlerinin temel tasarımı ve mühendislik planlamasına teknik veri sağlaması amaçlanmaktadır.

Yürütülen saha faaliyetleri kapsamında özel ekipmanlarla donatılmış bir jeoteknik araştırma gemisi kullanılarak deniz tabanından zemin numuneleri alınmakta ve çeşitli yerinde ölçüm testleri gerçekleştirilmektedir. Çalışmaların, açık deniz rüzgâr türbinlerinin temel tasarımında kullanılacak zemin özelliklerinin belirlenmesi, temel mühendisliği hesaplamalarının yapılması ve proje sahasındaki jeolojik koşulların ayrıntılı şekilde analiz edilmesi için kritik öneme sahip olduğu belirtilmektedir.

Araştırma programı çerçevesinde konik penetrasyon testleri (Cone Penetration Test – CPT), deniz tabanı sondajları, karot numunesi alımı ve jeofizik ölçümler gerçekleştirilecektir. Toplanan verilerin, ilerleyen proje aşamalarında yapılacak mühendislik tasarımları ile kurulum operasyonlarının planlanmasına katkı sağlaması ve teknik risklerin azaltılmasına yardımcı olması beklenmektedir.

Toplam 375 MW kurulu güce sahip olması planlanan açık deniz rüzgâr enerjisi projesinin, tamamlandığında İrlanda’nın yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılmasına ve Avrupa Birliği’nin enerji dönüşümü ile karbonsuzlaşma hedeflerine katkı sağlaması öngörülmektedir. Proje aynı zamanda Avrupa’da açık deniz rüzgâr enerjisi yatırımlarının hız kazandığı bir dönemde, deniz üstü yenilenebilir enerji altyapısının geliştirilmesine yönelik önemli girişimler arasında değerlendirilmektedir. (Kaynak: BBN BREAKBULK.NEWS Web Sitesi)

7. Bilbao Limanında Yüzer Fotovoltaik Sistem Testlerini Başarıyla Tamamlandı

İspanya merkezli bir güneş enerjisi teknolojisi geliştiricisi, deniz ortamlarında kullanılmak üzere tasarlanan SEAMOD adlı yüzer fotovoltaik sistem prototipinin doğrulama testlerini İspanya’daki Bilbao Limanı’nda başarıyla tamamlamıştır. Bu test süreci, sistemin geliştirme aşamasında önemli bir kilometre taşı olarak değerlendirilmekte olup, teknolojinin ilerleyen dönemde endüstriyel ölçekte yaygınlaştırılması ve uluslararası yatırım kaynaklarının devreye alınması hedeflenmektedir.

SEAMOD sistemi, dalga yükleri, rüzgâr etkisi, korozyon ve deniz ortamına özgü bağlama (demirleme) zorlukları gibi zorlu deniz koşullarında operasyon gösterebilecek şekilde tasarlanmış modüler bir platform niteliği taşımaktadır. Sistem mimarisi, gerilmiş membran yapılar ile yüzer çerçeve elemanlarının birleşiminden oluşmakta olup, bu yapı hem esneklik hem de yapısal dayanım sağlamaktadır. Bu yaklaşım sayesinde sistem bileşenleri daha basit ve taşınabilir modüller halinde kurulabilmekte ve montaj süreçleri daha hızlı gerçekleştirilebilmektedir.

Bilbao Limanı’nda gerçekleştirilen saha uygulaması kapsamında 12 × 12 metre boyutlarında bir pilot prototip liman sahasında kurulmuş ve sistemin yapısal davranışı ile operasyonel verimliliğini değerlendirmek amacıyla teknik testler yürütülmüştür. Bu deneysel aşamada elde edilen verilerin, teknolojinin optimizasyonuna katkı sağlayarak daha büyük ölçekli açık deniz enerji projelerinde kullanılmasına zemin hazırlaması beklenmektedir.

Geliştirilen platform, özellikle açık deniz rüzgâr enerjisi projeleri ile hibrit şekilde entegre edilebilecek bir çözüm olarak tasarlanmıştır. Bu yaklaşım, deniz üstü yenilenebilir enerji parklarında elektrik üretim kapasitesini artırırken mevcut deniz alanlarının daha verimli kullanılmasına imkân tanımaktadır. Ayrıca fotovoltaik sistemlerin deniz yüzeyine taşınması sayesinde, karasal alanlarda tarım ve yerleşim baskısının azaltılması ve enerji üretiminde sürdürülebilir alan kullanımının desteklenmesi amaçlanmaktadır.

Söz konusu teknoloji geliştirme çalışması, Bask Bölgesel Yönetimi tarafından yürütülen HAZITEK Ar-Ge programı kapsamında desteklenmiş ve proje Avrupa Birliği Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu (ERDF) tarafından eş finansman ile desteklenmiştir. Projenin bir sonraki aşamasında, sistemin endüstriyel ölçekte üretimini ve uluslararası pazarlarda yaygınlaştırılmasını hedefleyen yatırım süreçlerinin başlatılması planlanmaktadır.

2022 yılında kurulan şirket, su yüzeyleri ve düz alanlar için geliştirilen fotovoltaik çözümler üzerine faaliyet göstermekte olup, SEAMOD platformu ile açık deniz güneş enerjisi üretiminde ölçeklenebilir ve esnek bir teknoloji sunarak küresel enerji dönüşümüne katkı sağlamayı hedeflemektedir. (Kaynak: INSPENET Web Sitesi)

Bilgilerinize arz ve rica ederim.

 

                                                                                                        Saygılarımla,

                                                                                                          İsmet SALİHOĞLU
                                                                                                          Genel Sekreter

_meak_dto_nisan_2026_ab_bulteni_hk.pdf