İMEAK DTO Nisan 2026 IMO Bülteni
Sayın Üyemiz,
Uluslararası Denizcilik Örgütü (International Maritime Organization-IMO) tarafından yayımlanan güncel gelişmeler, haberler ve duyurular derlenerek bilgilendirme amacıyla aşağıda sunulmaktadır.
1. Marmara Denizi'nde Feribotların Elektrifikasyonu Değerlendirildi
Uluslararası Denizcilik Örgütü (International Maritime Organization-IMO) GreenVoyage 2050 Programı kapsamında Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile iş birliğinde yürütülen "Marmara Denizi'nde Düzenli Sefer Yapan Feribotların ve Kıyı Tesislerinin Elektrifikasyon Potansiyeli Fizibilite Pilot Projesi"nin kapanış toplantısı 5 Şubat 2026 tarihinde İMEAK Deniz Ticaret Odası'nda düzenlendi.
Türkiye'nin yerel deniz taşımacılığında emisyonların azaltılmasına yönelik uygulanabilir seçeneklerin belirlenmesi amacıyla yürütülen çalışmada, Marmara Denizi'nde faaliyet gösteren 67 adet Ro-Ro ve Ro-Pax feribotun elektrifikasyon potansiyeli teknik, ekonomik ve operasyonel boyutlarıyla değerlendirildi.
Yaklaşık 40 katılımcının yer aldığı proje kapanış toplantısında, Marmara Denizi'ndeki çeşitli feribot hatlarında yüksek elektrifikasyon potansiyeline işaret eden taslak bulgular değerlendirildi. Ayrıca, Türkiye'nin 2053 yılı Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda, yerel feribot hizmetlerinin dekarbonizasyonunun sera gazı emisyonlarının azaltılması ve kıyı bölgelerinde hava kalitesinin iyileştirilmesi açısından önemli bir fırsat olduğu vurgulandı.
Bahse konu toplantıda, teknik çözümler, tahmini sera gazı (greenhouse gas-GHG) azaltımları, yeşil istihdam olanakları ve liman altyapısının geliştirilmesi konuları ele alınmış olup yüksek ilk yatırım maliyetleri ve finansman ihtiyacının ise temel zorluklar arasında yer aldığı belirtildi. Ayrıca, Marmara Denizi'nde feribot elektrifikasyonunun, yerel deniz taşımacılığından kaynaklanan emisyonların azaltılmasıyla birlikte ekonomik ve istihdam fırsatlar yaratacağına dikkat çekildi.
Türkiye'nin, "IMO GreenVoyage2050 Accelerator" programı kapsamında 2025 yılında dokuz pilot ülke arasında seçildiği ve çalışmanın 2026 yılının ikinci çeyreğinde tamamlanmasının beklendiği, elde edilecek bulguların kamu otoriteleri, işletmeciler ve finans kuruluşları tarafından alınacak kararlara bilgi temelli katkı sağlamasının amaçlandığı belirtildi. (Kaynak: IMO GreenVoyage 2050 Web Sayfası)
2. Denizcilik Gruplarından Net Sıfır Emisyon Çerçevesini Onaylama Çağrısı
Gemi işletmecisi, liman ve temiz yakıt üreticilerinden oluşan 87 kuruluştan oluşan bir koalisyon Ekim 2025'te resmi onayının bir yıl ertelenmesine yönelik alınan kararın ardından, 2026 yılında düzenlenecek toplantıda Uluslararası Denizcilik Örgütü'nü (IMO) 2026 yılında Net-Sıfır Çerçevesini (Net Zero Framework-NZF) kabul etme çağrısında bulundu.
Denizcilik sektörünün 2050 yılı civarında veya en geç 2050 yılına kadar net sıfır sera gazı emisyonuna ulaşma hedefini desteklemeyi amaçlayan çerçeve kapsamında, 5.000 grostonun üzerindeki gemilere karbon emisyonu vergisi (levy) uygulanması öngörülmektedir. Mekanizma 2024 yılında prensipte üzerinde uzlaşılan bir düzenleme olmakla birlikte, nihai kabulü 2026 yılına ertelendi. Önceki tahminlere göre söz konusu emisyon vergisinin 2030 yılına kadar yıllık yaklaşık 15 milyar ABD doları gelir oluşturması beklenmektedir. Bu gelirlerin, konvansiyonel deniz yakıtları ile yeşil amonyak, e-metanol ve hidrojen türevli diğer alternatif yakıtlar arasındaki maliyet farkının azaltılmasına katkı sağlaması öngörülmektedir.
Destekleyenler arasında yıllık toplam 340 milyon tonun üzerinde yük elleçleyen limanlar ile toplam piyasa değeri yaklaşık 140 milyar ABD doları olan halka açık şirketler bulunmaktadır. Ortak açıklamada NZF, uluslararası deniz taşımacılığının dekarbonizasyonu için "net ve güvenilir bir yol haritası sunan, zorlu müzakereler sonucunda ortaya çıkmış bir uzlaşı" olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca açıklamada, NZF'nin kabulünün gecikmesinden kaynaklanan karışıklık ve belirsizliğin uluslararası yatırımları ve büyümeyi zayıflatma riski taşıdığı ifade edilmektedir.
Sektör temsilcileri, denizcilikte net sıfır emisyon hedefine ulaşılabilmesi için sentetik ve düşük karbonlu yakıtların yaygınlaştırılmasının kritik olduğunu, ancak Net-Sıfır Emisyon Çerçevesi yürürlüğe girmeden e-yakıt üretimi ve tedarik zincirine yönelik yatırımlar için yeterli ekonomik teşvikin oluşmadığını belirtmektedir. Dekarbonizasyon sürecinin hızlandırılabilmesi için küresel ölçekte uygulanacak açık ve öngörülebilir bir düzenleyici çerçevenin gerekli olduğunu vurgulayarak gemiler ve yakıt altyapısına yönelik yatırımların uzun vadeli ve yüksek sermaye gerektiren yatırımlar olması nedeniyle özellikle e-yakıt üretim tesisleri ve yakıt ikmal altyapısına ilişkin nihai yatırım kararlarının büyük ölçüde küresel düzenlemelerin netleşmesine bağlı olduğunu ifade etmektedir.
Bu kapsamda koalisyon tarafından, açık ve tutarlı kuralların, yakıt üretimi ve altyapı yatırımlarından gemi yatırımlarına ve uzun vadeli yakıt tedarik anlaşmalarına kadar tüm değer zinciri boyunca yatırım ortamını güçlendireceği değerlendirilmektedir. NZF'nin 2026 yılında kabul edilmesinin yatırımcılara küresel ölçekte eşit rekabet koşullarına dayalı bir dönüşüm sürecinin desteklendiği yönünde güçlü bir sinyal vereceği ve denizcilik sektörünün ihtiyaç duyduğu temiz yakıt arzının gelişimine katkı sağlayacağı ifade edilmektedir. Buna karşılık küresel düzenlemelere dayalı açık ve öngörülebilir bir talep sinyali bulunmaması durumunda yatırım süreçlerinin yavaşlayabileceği ve birçok projenin nihai yatırım kararına ulaşmakta zorlanabileceği belirtilmektedir. Küresel ticaretin yaklaşık %80'ini taşıyan ve küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %3'ünden sorumlu olan deniz taşımacılığında sektör paydaşları, bayrak devletleri ve ticaret rotaları arasında tutarlılığın sağlanabilmesi için IMO çatısı altında tek ve küresel bir düzenleyici rejimin uygulanması gerektiğini savunmaktadır.
Koalisyon, IMO üyesi ülkelere 2026 yılında Net-Sıfır Emisyon Çerçevesi'nin kabul edilmesi çağrısında bulunmakta ve söz konusu düzenlemenin zamanında yürürlüğe girmesinin gemi sahipleri, yakıt üreticileri ve limanların uzun vadeli sermaye yatırımlarını planlayabilmeleri açısından gerekli düzenleyici netliği sağlayacağını ifade etmektedir. (Kaynak: Maritime Carbon Intelligence Web Sitesi)
3. Küresel Balıkçı Gemisi Emniyetine İlişkin Antlaşma 2027 Yılında Yürürlüğe Girecek
Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO), balıkçı gemilerinin emniyetine yönelik küresel düzenleyici çerçevenin önemli unsurlarından biri olan 2012 Cape Town Anlaşması'nın yürürlüğe girmesi için gerekli şartların sağlandığını duyurmuştur. Son olarak Arjantin'in anlaşmaya taraf olmasıyla birlikte, anlaşmanın yürürlüğe girmesi için gerekli eşik aşılmış ve söz konusu uluslararası düzenlemenin Şubat 2027 itibarıyla yürürlüğe girmesi kesinleşti.
Cape Town Anlaşması, en az 22 devletin taraf olması ve toplamda 24 metre ve üzeri uzunluğa sahip en az 3.600 balıkçı gemisini temsil etmesi şartının sağlanmasının ardından yürürlüğe girecek şekilde düzenlenmiştir. Arjantin'in katılımıyla birlikte taraf devlet sayısı 28'e, kapsanan balıkçı gemisi sayısı ise 3.754'e ulaştı.
Balıkçı Gemileri İçin Küresel Emniyet Standartları
Anlaşma yürürlüğe girdiğinde, taraf devletlerin Cape Town Anlaşması hükümlerini ulusal mevzuatlarına aktarmaları ve etkin biçimde uygulamaları gerekecek. Bayrak Devletleri kendi sicillerine kayıtlı balıkçı gemilerinin söz konusu kurallara uygunluğunu sağlamakla yükümlü olacak; Liman Devletleri ise limanlarına uğrayan yabancı bayraklı balıkçı gemilerini denetleyerek anlaşma hükümlerine uyumu kontrol edebilecektir.
Anlaşma kapsamında belirlenen uluslararası asgari gereklilikler özellikle şu alanları kapsamaktadır:
• Balıkçı gemilerinin tasarımı ve inşası
• Gemi stabilitesi ve denize elverişlilik kriterleri
• Makine ve elektrik tesisatı
• Can kurtarma donanımları
• Yangınla mücadele sistemleri
• Haberleşme ekipmanları
• Periyodik muayene ve denetim düzenlemeleri
Balıkçılık Sektöründe Emniyet Açığının Giderilmesi
IMO tarafından geliştirilen bu anlaşma, dünyadaki en riskli mesleklerden biri olan balıkçılık faaliyetlerinde emniyet seviyesini artırmayı amaçlamaktadır. Her yıl çok sayıda balıkçı denizde hayatını kaybetmekte olup, Cape Town Anlaşması'nın uygulanmasıyla birlikte balıkçı mürettebatının korunması ve gemi emniyetinin güçlendirilmesi hedeflenmektedir.
Ayrıca anlaşmanın yürürlüğe girmesi; yasadışı, kayıtdışı ve düzensiz (IUU) balıkçılıkla mücadeleye katkı sağlaması, balıkçı gemilerinden kaynaklanan deniz kirliliğinin azaltılması ve küresel balıkçılık faaliyetlerinde daha güvenli ve sürdürülebilir bir operasyonel çerçeve oluşturulması açısından önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir.
IMO'nun Uzun Süreli Çalışmalarının Sonucu
2012 Cape Town Anlaşması, IMO'nun balıkçı gemisi emniyetine yönelik uzun yıllara dayanan çalışmalarının bir sonucu olup, 1977 Torremolinos Uluslararası Balıkçı Gemileri Emniyeti Sözleşmesi ve 1993 Torremolinos Protokolü temel alınarak geliştirilmiştir. Bu düzenlemeler yürürlüğe girememiş olsa da, Cape Town Anlaşması söz konusu hükümleri güncelleyerek uygulanabilir bir küresel emniyet rejimi oluşturmuştur. Bu gelişmeyle birlikte, balıkçı gemilerinin emniyetine yönelik uluslararası düzenleyici yapı güçlendirilmiş olacak ve küresel deniz emniyeti sisteminde uzun süredir mevcut olan önemli bir boşluk kapatılmış olacaktır. (Kaynak: IMO Web Sitesi)
4. Kanada Arktik Bölgesi ve Norveç Denizi'nde Yeni Kükürt ve Azot Emisyon Sınırları Yürürlüğe Girdi
Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün (IMO) MARPOL Sözleşmesi Ek VI hükümleri kapsamında, Kanada Arktik Bölgesi ve Norveç Denizi, 1 Mart 2026 tarihi itibarıyla resmen Emisyon Kontrol Alanı (Emission Control Area – ECA) statüsüne kavuşmuştur. Bu iki yeni bölgede faaliyet gösteren gemilerin, azot oksitler (NOx), kükürt oksitler (SOx) ve partikül madde (PM) emisyonlarına ilişkin daha sıkı sınır değerlere uyması gerekmektedir.
Söz konusu ECA alanları, Ekim 2024'te gerçekleştirilen Deniz Çevresini Koruma Komitesi'nin (MEPC 82) toplantısında kabul edilen MEPC.392(82) sayılı karar ile belirlenmiştir. Bu alanlarda gemi yakıtlarında izin verilen maksimum kükürt oranı %0,10 olarak uygulanacaktır.
Deniz taşımacılığından kaynaklanan SOx ve NOx emisyonlarının azaltılması, insan sağlığı açısından önemli faydalar sağlamaktadır. Bu kapsamda, akciğer kanseri, kalp-damar hastalıkları, felç ve çocukluk çağı astımı gibi sağlık sorunlarının görülme sıklığının azaltılması hedeflenmektedir. Ayrıca çevresel açıdan da önemli kazanımlar beklenmekte olup, asitleşmenin azalması sayesinde tarım alanları, orman ekosistemleri ve sucul canlı türleri daha etkin şekilde korunabilecektir. Bunun yanında gemi emisyonlarının neden olduğu atmosferik pus (haze) oluşumunun azaltılmasıyla görüş mesafesinin artması ve deniz kazaları riskinin düşmesi öngörülmektedir.
Yeni düzenleme kapsamında Kanada Arktik ECA, mevcut Kuzey Amerika ECA bölgesini genişleterek Kanada'nın Arktik sularının tamamını kapsayacak şekilde belirlenmiştir. Norveç Denizi ECA ise mevcut Kuzey Denizi ECA alanının genişletilmesiyle oluşturulmuş olup, Norveç'in Münhasır Ekonomik Bölgesi (EEZ) ile birlikte fiyortlar ve kıyı sularını kapsamakta ve Rusya sınırına kadar uzanmaktadır.
Kanada Arktik Bölgesi ve Norveç Denizi için belirlenen NOx, SOx ve partikül madde emisyon kontrol alanları, MARPOL Ek VI kapsamında belirlenen altıncı ve yedinci Emisyon Kontrol Alanı olmuştur. Mevcut diğer ECA bölgeleri arasında Akdeniz, Baltık Denizi, Kuzey Denizi, Kuzey Amerika kıyıları ve ABD Karayip Denizi (Porto Riko ve ABD Virgin Adaları çevresi) yer almaktadır.
Öte yandan, Nisan 2025'te gerçekleştirilen MEPC 83 toplantısında, Kuzeydoğu Atlantik'in yeni bir Emisyon Kontrol Alanı olarak belirlenmesine yönelik teklif onaylanmış olup, bu düzenlemenin Nisan 2026'da yapılacak MEPC 84 toplantısında resmen kabul edilmesi beklenmektedir.
Hatırlanacağı üzere, 1 Ocak 2020 tarihinde yürürlüğe giren küresel kükürt sınırı düzenlemesi ile ECA bölgeleri dışında kullanılan gemi yakıtlarında kükürt oranı %0,50 ile sınırlandırılmış, bu düzenleme sayesinde uluslararası deniz taşımacılığından kaynaklanan toplam kükürt oksit emisyonlarında yaklaşık %70 oranında azalma sağlanmıştır. (Kaynak: IMO Web Sitesi)
5. Liman Devleti Kontrolünde Şeffaflığın Güncellenmiş Veri Paylaşım Anlaşması ile Güçlendirilmesi
Londra'daki Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) Genel Merkezi'nde 26 Şubat tarihinde gerçekleştirilen bir imza töreni ile Liman Devleti Kontrolü (Port State Control – PSC) alanında şeffaflığın ve iş birliğinin artırılmasına yönelik önemli bir adım atıldı. Bu kapsamda IMO ile Paris Liman Devleti Kontrolü Mutabakat Zaptı (Paris MoU) arasında güncellenmiş bir veri paylaşım anlaşması imzalandı.
Söz konusu anlaşma, IMO Genel Sekreteri Arsenio Dominguez ile Paris MoU Genel Sekreteri Luc Smulders tarafından resmiyete kavuşturulmuştur. İmzalanan anlaşma, küresel ölçekte iş birliğini güçlendirmekte ve bilgi paylaşımını geliştirmekte olup, böylece dünya genelinde gemi denetimlerinin daha etkin şekilde yürütülmesine katkı sağlamaktadır.
Bu gelişme, bölgesel bir PSC rejimi ile yapılan altıncı güncellenmiş veri paylaşım anlaşmasını temsil etmektedir. Benzer anlaşmalar 2025 yılı içerisinde Abuja, Hint Okyanusu, Tokyo, Akdeniz ve Riyad PSC Mutabakat Zaptı sekreterlikleri ile de imzalanmıştır. Güncellenmiş anlaşmalar kapsamında, mevcut PSC rejimleri ile yürürlükte bulunan anlaşmalar temel alınarak PSC veri kapsamı genişletilmiş ve gemilere ilişkin tam PSC denetim verilerinin paylaşımı mümkün hale getirilmiştir. Bu sayede PSC denetim verilerinin bütünlüğü ve şeffaflığının artırılması amaçlanmaktadır.
Küresel PSC Çerçevesinin Güçlendirilmesi
Liman Devleti Kontrolü rejimleri, ulusal denizcilik idarelerinin limanlarına gelen yabancı bayraklı gemileri denetleyerek, bu gemilerin IMO sözleşmeleri kapsamında kabul edilen uluslararası emniyet, güvenlik ve çevre standartlarına uygunluğunu doğruladığı bölgesel iş birliği mekanizmalarıdır.
Güncellenmiş anlaşmalar, IMO'nun Küresel Entegre Denizcilik Bilgi Sistemi (Global Integrated Shipping Information System – GISIS) içerisinde yer alan PSC modülünün geliştirilmesini desteklemektedir. Bu modül; entegre PSC veri tabanı ile birlikte potansiyel web servislerini de içermekte olup, üye devletler adına gemi denetimlerine ilişkin tam veri setlerinin daha etkin şekilde paylaşılmasını mümkün kılmaktadır.
PSC modülü, PSC Mutabakat Zaptı ve anlaşmaları tarafından sağlanan denetim verilerini toplayarak görüntülemekte ve böylece üye devletlerin IMO araçlarının uygulanması ve raporlama yükümlülüklerinin yerine getirilmesi süreçlerini desteklemektedir. Ayrıca sistem, bayrak devletlerinin kendi gemilerine ilişkin denetim raporları hakkında görüş bildirmesine de imkân tanımakta, bu da şeffaflık ve usul güvencesinin güçlendirilmesine katkı sağlamaktadır.
PSC rejimleri arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi sayesinde söz konusu güncellenmiş anlaşmalar; paydaşlara önemli faydalar sağlamakta, dünya genelinde PSC faaliyetlerinin uyumlaştırılmasını desteklemekte ve liman devletleri tarafından yürütülen uyum izleme faaliyetlerinin etkinliğini artırmaktadır.
Küresel PSC Rejimleri Ağı
Günümüzde dünya genelinde on adet PSC rejimi bulunmaktadır. Bunlar; sekiz bölgesel Mutabakat Zaptı, bir bölgesel anlaşma ve Amerika Birleşik Devletleri Sahil Güvenliği olmak üzere toplam on yapıyı kapsamaktadır. Bu rejimler şunlardır:
• Avrupa ve Kuzey Atlantik – Paris MoU
• Asya ve Pasifik – Tokyo MoU
• Latin Amerika – Vina del Mar Anlaşması
• Karayip Bölgesi – Caribbean MoU
• Batı ve Orta Afrika – Abuja MoU
• Karadeniz – Black Sea MoU
• Akdeniz – Mediterranean MoU
• Hint Okyanusu – Indian Ocean MoU
• Basra Körfezi – Riyadh MoU
• Amerika Birleşik Devletleri Sahil Güvenliği (USCG)
Bazı IMO üye devletleri birden fazla PSC rejimine taraf olabilmektedir. Tüm bölgesel PSC rejimleri ise IMO nezdinde hükümetler arası kuruluş statüsünde gözlemci statüsüne sahiptir. (Kaynak: IMO Web Sitesi)
6. Trinidad ve Tobago Tehlikeli ve Zararlı Maddelerin Deniz Döküntülerine Müdahale Hazırlığını Güçlendiriyor
Trinidad ve Tobago, tehlikeli ve zararlı maddeleri (Hazardous and Noxious Substances – HNS) içeren deniz kazalarına müdahale kapasitesini güçlendirmek amacıyla düzenlenen üç günlük ulusal çalıştayın ardından, bu alandaki hazırlık seviyesini önemli ölçüde artırdı.
23–25 Şubat tarihleri arasında Port of Spain'de gerçekleştirilen etkinlikte, kamu kurumları ile sektör paydaşlarını temsil eden toplam 38 katılımcı bir araya gelerek; deniz döküntülerine müdahalede koordinasyonun geliştirilmesi, iyi uygulamaların paylaşılması ve teknik kapasitenin artırılması konularını ele aldı.
Çalıştay kapsamında katılımcılar;
• HNS döküntülerine yönelik hazırlık ve müdahale süreçleri,
• HNS döküntülerinin petrol döküntülerinden farkları,
• Konteyner gemisi kazalarının oluşturduğu riskler,
• Müdahale ekipleri için iş sağlığı ve güvenliği hususları
gibi konularda kapsamlı değerlendirmelerde bulunmuştur.
Program kapsamında ayrıca katılımcılar, yerel bir döküntü müdahale üssünü ziyaret ederek kişisel koruyucu donanımlar (PPE) ve HNS müdahalesinde kullanılan izleme ve ölçüm ekipmanlarını sahada uygulamalı olarak inceleme fırsatı elde etti.
Çalıştay aynı zamanda, Trinidad ve Tobago'nun HNS döküntülerine müdahaleye yönelik ulusal acil durum planı taslağının gözden geçirilmesi için bir platform sağlamıştır. Söz konusu planın, mevcut Ulusal Petrol Döküntüsü Acil Durum Planı ile entegre edilmesi ve deniz kazalarına müdahalede görev ve sorumlulukların açık şekilde belirlenmesi hedeflenmektedir. Bu çerçevede plan, ülkenin kıyı şeridi ve deniz çevresinin korunmasına yönelik eşgüdümlü müdahale prosedürlerini içermektedir.
Ulusal kapasitenin değerlendirilmesi amacıyla katılımcılara ayrıca, ülkelerin hazırlık seviyesini analiz etmeye yardımcı olan RETOS değerlendirme aracı tanıtıldı. Söz konusu girişim, Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün Entegre Teknik İş Birliği Programı (Integrated Technical Cooperation Programme – ITCP) kapsamında düzenlenmiş olup, Trinidad ve Tobago'nun kurumlar arası koordinasyonu güçlendirmesine ve HNS döküntülerine yönelik ulusal acil durum planının nihai hale getirilmesine destek sağlamayı amaçlamaktadır. (Kaynak: IMO Web Sitesi)
Bilgilerinize arz ve rica ederim.
Saygılarımla,
İsmet SALİHOĞLU
Genel Sekreter
